İnsanlar hep aşk yüzünden..

Sponsorlu Bağlantı

İnsanlar hep aşk yüzünden çektikleri acılara ağlarlar. Bense hep aşık olamadığıma ağlardım. Aşkı en yoğun yaşayacağım dönemler, misal lise zamanlarımda deli divane birine aşık olmam gerekiyordu ancak hep arkadaşlarımın acılarını dinleyip, onlara fikir üretmekle yetindim. Acıyla ağlayanlar bana hep “Keşke senin yerinde olabilsem, hiç acı çekmesem,” derlerdi. Oysa sevememek ne kadar kötü bir şey, bunu hiç açıklayamadım. Kalbimin gümbürtüsünü duyamadan dört yıllık lise hayatımı bitirdim. Üniversite öğrencisi oldum, bir anda büyüdüğümü fark ettim. Beğendiğim insanlar oldu, gözlerimi kırpmadan “Yuh!” dediklerim… Ancak kalbim bir kez bile heyecandan durmadı. Kampüste, kantinde, okulun kenarındaki kafede birbirine sarılan çiftler gördüm. Üniversitenin 3. yılına girdiğim zaman, günlerden salıydı. İşte O’nu o zaman gördüm. Biliyor musunuz, kalbimin sesi kulaklarımda yankı yaptı. Biliyor musunuz, ilk görüşte aşka ben o zaman inandım. İnanır mısınız bilmem, her sabah üzerine oturduğumuz çimenin yeşili bile gözüme bir güzel göründü. Üniversitenin en gıcık hocası bile anlayışlı geldi bana. Kuşların sesine anlam kattım ben. Zor bela girdim gözüne, sohbet ettim, bizim arkadaş grubuna dahil ettim. Yalnız bir tipti kendisi, biz de hep 7 kişi takılırdık.

Sponsorlu Bağlantı

O geldi, 8 olduk. Belki yalnızlığından hiç fark etmemiştim onu. Ama artık hep yanımızdaydı. Kafede yan yana oturmaya başlamıştık örneğin, gördüğüm o sevgililer gibiydik. Aşkın ne kadar berbat bir duygu olduğunu söyleyen herkese aptal olduklarını haykırmak istedim. Tabii her zaman istediğimiz şeyler istediğimiz gibi olmuyor. O beni sevmedi. Bu yüzden bende ona karşı duygularımı hiç belli etmedim. Sorun değildi, tek başıma sevmek bana yetiyordu. Üniversitenin son yılında, okulun son dönemlerindeydik. İçmiştik, kendi aramızda mezun oluşumuzu kutluyorduk. Herkes bir sırrını döküyordu ortaya. “İki senedir aşığım!” diye bağırdığımı hatırlıyorum. “Bende iki senedir aşığım!” diye karşılık vermişti lafımın üstüne. Herkes ısrar etti, kime aşık olduğumuzu sordular. Tabii ben baya heyecanlıydım. Benden başka kime aşık olabilirdi ki? Tam onun adını söylemek için ağzımı açtığımda, benden önce davranıp “Yağmur!” deyiverdi. Yağmur… Üniversitenin başından beri arkadaşım olan, kıvırcık saçlı güzel Yağmur. Sonra kimse benim kime aşık olduğumu merak bile etmedi. Çünkü O, Yağmur’u öpüyordu. Bizimkiler çığlık atıp gülüyorlardı. Yağmur, O’nu öpüyordu. Ben birayı kafama dikiyordum. O günün ertesi öğrendim ki, aslında Yağmur’da boş değilmiş. Hatta konuşuyorlarmış bile, biz yokken buluşuyorlarmış… Eyvallah dedim, aşkın ne kadar acı olduğunu o zaman anladım. Şimdi 24 yaşındayım.

Mezun olalı 3 sene oluyor ve ben hala aşığım. O geceden sonra bu aşkı hiç dile getirmemiştim ancak yine aklıma düştü. Evlendiler biliyor musunuz? Bir buçuk sene önce evlendiler, bir bebek bekliyorlar. Hala görüşüyoruz, hala konuşuyoruz, bazen hala kafede yanıma oturuyor. Üniversite günlerini anımsıyoruz. Onlar mutlu oluyor, benim nefesim daralıyor. Aşk acı, çok acı evet. Ancak iyi ki sevmişim diyorum. İyi ki onu çok sevmişim. Çünkü onu sevmeden önce uzun saçlarını iki yandan toplayan minik bir kızdım ben, şimdi ise kısa saçlarını minik bir tel toka ile toplayan kocaman bir kadınım.

-Alıntı

Sponsorlu Bağlantı